
“Yâ. Sîn”
﴾يس﴿
Allah Teâlâ, sûreye mukatta harfiyle başlamaktadır. Bu harflerin hangi mânalara geldiğini ve daha hangi mesajları barındırdığını sınırlı aklımızla idrâk edemeyiz. Lakin bir harfte bulunan tefekkür vadisine daldığımızda görürüz ki bu harflerdeki mesajlar, çağlayan gibi insanın kalbine dökülür. İnsanı -bedenen dünyada olsa da- dünya üstü bir aleme götürür. Bu hassasiyetle düşündüğümüzde mukatta harflerinden altı çeşit mesaj çıkarabiliriz:
2- Kâfirlere Meydan Okuma: Ayrıca bu harfler, kâfirlere karşı bir meydan okumadır. “İşte harfler burada. Siz de bu kitaba inanmıyor; yerinde bir düzen olarak telakki etmiyorsanız siz başka bir şey yazın da görelim” şeklinde bir meydan okumayı içerisinde barındırır ki bu mesaj müminin sağlam bir iradeye sahip olmasına vesile olmaktadır. Zira cahiliye döneminde yeni bir kitap yazmaya çalışan küffâr, günümüzde de İslam’a alternatif bir hayat tarzı ve hukuk sistemi oluşturmaya çalışmaktadır. Bu harfler de adeta “işte İslam’ın hükümleri burada. Yerinde bir düzen olarak görmüyorsanız siz de başka bir hukuk sistemi uydurun da görelim” diye meydan okumaktadır. Lakin son iki yüzyılda yaşananlar göstermektedir ki bu hesapları da başarısızlıkla sonuçlanmıştır. Önce kapitalizm ve komünizm gibi insanlığı sömüren maddeci sistemler çökmüş; günümüzde ise küresel sömürü düzenlerine bel bağlanarak insanlık, fıtratından ve değerlerinden koparılmaya çalışılmıştır. Lakin bu gayeler de hüsrânla sonuçlanacak ve kurdukları tuzaklar kendi başlarına geçecektir.
1- İnsana Haddinin Bildirilmesi: İlk olarak bilinmelidir ki bu harflerin tam mânasına vakıf olamayız. Zira saf akıl, buna ulaşacak seviyede değildir. Bir meslek erbabı ya da alanında yetkin olan ilim adamının uzman olduğu konuda bilinmediği konuların farkında olarak haddini bilir ve acizliğini itiraf eder. Aynı şekilde bu harfler, mâna verilen âyetlerin yanında insan aklının ulaşamayacağı mânaların da varlığını göstermektedir. Bu hakikat, o insana haddini bilip aciz olduğunun farkına varması gerektiğini hatırlatır.
3- Müslümanlara Teşvik: Aynı zamanda bu harfler, Müslümanlara teşvik mahiyetinde de gönderilen harflerdir. Zulüm altında olan, musibete maruz kalan, haksızlığı uğrayan veya İslam’ı dünyaya hâkim olarak göremeyen dertli Müslümanlara “siz ümidinizi kaybetmeyin, korkmayın, işte Kuran-ı Kerim’in harfleri yanınızda ve size yol gösterecek” mesajını vermekte ve insanı umutsuzluk kuyusundan çıkarıp umut yurduna yükseltmektedir. Bu kitapta öyle bir hukuk sistemi ve hayat tarzı vardır ki; sadece maddeleri değil harfleri bile her şeyi yaratan tarafından düzenlenmiştir.
4- Kur’an-ı Kerim’in Hayata Yön Vermesi: Üzerinde düşünülmesi gereken diğer bir durumsa şudur ki; bu harfler, her zaman sûrelerin ilk âyetlerini oluşturmaktadır. Dolayısıyla bu harfler, Kurân-ı Kerim’in akışına yön veren ve sûre başlangıcında muhatabı etkileyen bir menzilede olduğunu söyleyebiliriz. Bu durumdan anlaşılmaktadır ki; sûrelerin başındaki bu harflerden oluşan Kurân-ı Kerim, insan hayatına yön verecek olan birinci esastır.
5- Risâletin Perçinlenmesi: Ayrıca bu harfler, Efendimiz’in (s.a.v.) peygamberliğine de şahitlik etmektedir. Zira yalancı bir şahıs, saf aklın mana veremeyeceği birtakım harfleri tek başına kullanıp kendi otoritesini ilan etmeye kalkışmaz. Bilir ki böyle bir durum, etrafındaki insanları kendisinden uzaklaştırır, hatta kendisine “deli” demelerine yol açar. Hâlbuki Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bu harfleri tebliğ etmiş; muarızlarının deli, kâhin, şair gibi hakaretlerine rağmen davasından asla geri durmamıştır. Bu durum, O’nun (s.a.v.) davasında ne denli sadık olduğunun ve bu sözlerin doğrudan Allah’tan geldiğinin en büyük şahitlerindendir.
6- Hakikatin Değişmezliği: En genel anlamda ise bu harflerin hakikatte “yâ, sîn, nûn, elif, lâm, mîm…” diye bağımsız okunduğunu görüyoruz. Meale aktarıldığında da sadece telaffuzları yazılmaktadır. İşte bu harflerin lafzında ve telaffuzunda hakikati değiştirmek nasıl mümkün değilse; bu harflerden ve kelimelerden müteşekkil olan ilahî hükümlerin hakikatini değiştirmek de o derece imkânsızdır.
Hurûf-u mukatta harfleriyle alakalı genel mesajlardan sonra bizatihi bu sûrede geçen “Yâ. Sîn” (يس) âyetiyle alakalı görüşleri ele alabiliriz. İbn Abbas (r.a.), bu ifadenin Tayyi’ lügatinde “Ey İnsanlar!” mânasında kullanıldığını ifade etmiştir. Bir görüşe göre bu ifade Allah Teâlâ’nın isimlerinden birisi iken; bazı âlimler, bunun Hz. Peygamber’in ismi olduğunu ifade etmekte olup diğer bir görüşe göre de bu ifade Kur’ân-ı Kerim’in ismidir. Bunun yanında yapılan bu açıklamalar, mânasına değil kullanımına yönelik olması hasebiyle âlimlerimizin genel söylemi, “bunun mânasını sadece Allah’a malumdur” şeklindedir. Ayrıca bazı âlimler de İbn Abbas’ın (r.a.) açıklamasına binaen “Ey insan!” mânasına da dikkat çekmektedir.
İndirilen bu iki harflik âyet, iki harf olsa da içerdiği mâna, alemler üstü bir mahiyete sahiptir. Nida harfine benzer bir harf başlanarak, “Ey Kullarım” nidasını andıran bir üslup kullanılmışken; keskin bir mahrece sahip olan “س” (Sîn) harfi ise aktarılacak olan konunun son derece hassas ve keskin bir muhtevaya sahip olduğuna dikkat çekilmiş olabilmektedir. Nitekim sonrasında Rasûlullah’ın (s.a.v.) peygamberliğine inanmanın böyle bir yapıya sahip olduğu aşikardır.
Dolayısıyla bu âyetle amel etmek istiyorsak; öncelikle Kur’ân-ı Kerim’in sonsuz mâna derinliklerine sahip olduğunu her daim tefekkür etmemiz gerekmektedir. Zira bu harfler, Kur’ân-ı Kerim’in sağlamlığına delalet etmesi açısından bir nevi bu kitabın yoldaşı olan âyetlerdir.
