36. HİDÂYET PUSULAMIZ: YÂSİN SÛRESİ

Zilletin En Alt Mertebesi: Yok Sayılmanın Dehşeti (Yâsin Sûresi 28. Âyet)

O yiğit dava erinin cennet kapılarından içeri girdiği muazzam ahiret sahnesinin ardından, Yâsin Sûresi bizi yeniden dünya sahnesine indiriyor. Peki, o asil insana kıyan nankör kavme ne oldu? İlahi kelam, onların uğradığı dehşetli mahrumiyeti tek bir cümleyle özetliyor: “Kendisinden sonra kavmi üzerine gökten hiçbir ordu indirmedik. İndirecek de değildik.” İslam âlimlerinin Habib-i Neccâr olduğunu belirttiği […]

36. HİDÂYET PUSULAMIZ: YÂSİN SÛRESİ

Yüreklere Dokunan Söz: Cennette Bile Dinmeyen Merhamet (Yâsin Sûresi 26-27)

Düşünün… Bir davanın peşindesiniz. İnsanları iyiliğe, hakikate çağırıyorsunuz. Karşılığında ise size nefretle, öfkeyle bakıyorlar ve en sonunda canınıza kastediyorlar. Dünya sahnesi sizin için en acı, en kanlı şekilde kapanıyor. Peki, tam o anda, ruhunuz bedenden ayrılıp cennet kapıları önünüze açıldığında ne hissedersiniz? Size zulmedenlere karşı içinizde bir öfke, bir intikam arzusu uyanır mı? Yoksa bambaşka

36. HİDÂYET PUSULAMIZ: YÂSİN SÛRESİ

Hakikatin İlanı ve Tebliğ Fıkhı (25. Âyet)

Halkını hakka davet eden o dertli şahıs; bu derece ince bir düşünce, sarsılmaz bir dirayet, ileri bir fedakârlık ve şefkatli bir anlatımdan sonra hâlâ inanmayanların silkeleneceği bir tarzda nihai hakikati ilan ederek şöyle haykırmıştır: ﴿إِنِّي آَمَنْتُ بِرَبِّكُمْ فَاسْمَعُونِ﴾ “Şüphesiz ben sizin Rabbinize inandım. Artık beni duyun (bana kulak verin)!” Benim iman ettiğim ilah sadece benim

36. HİDÂYET PUSULAMIZ: YÂSİN SÛRESİ, Uncategorized

Dalâletin Karanlığı (24. Âyet)

Halkını Allah Teâlâ’ya davet eden kutlu şahıs, bu soruların cevabını yine kendi üzerinden cevaplayarak kavmini düşünmeye davet etmeye başlayarak şöyle diyor: ﴿إِنِّي إِذًا لَفِي ضَلَالٍ مُبِينٍ﴾ “O takdirde ben mutlaka açık bir sapıklık içinde olurum.” Şüphe yok ki; ben daha önce dedikleriniz gibi sahte bir inanca (şirke) sahip olursam, akıllı olan herhangi bir varlık benim

36. HİDÂYET PUSULAMIZ: YÂSİN SÛRESİ

Neyden Korunuyoruz? (23. Âyet)

Bu kutlu şahıs, aynı tarz konuşmalara devam ederek ve karşısındaki kimselerin içinde bulunduğu hale odaklayarak şöyle söylemektedir: ﴿أَأَتَّخِذُ مِنْ دُونِهِ آَلِهَةً إِنْ يُرِدْنِ الرَّحْمَنُ بِضُرٍّ لَا تُغْنِ عَنِّي شَفَاعَتُهُمْ شَيْئًا وَلَا يُنْقِذُونِ﴾ “O’nu bırakıp da başka ilâhlar mı edineyim? Eğer Rahmân bana bir zarar vermek istese, onların şefaati bana hiçbir fayda sağlamaz ve beni kurtaramazlar.”

36. HİDÂYET PUSULAMIZ: YÂSİN SÛRESİ

Fıtrata Nakşedilen Hakikat: İbadet (22. Âyet)

Varlığının sebebi olan bu iletilere dikkat çeken o kişi, ibadetin fıtrata nakşedilen bir hakikat olduğunu şu âyetle anlatmaktadır: ﴿وَمَا لِيَ لَا أَعْبُدُ الَّذِي فَطَرَنِي وَإِلَيْهِ تُرْجَعُونَ﴾ “Hem benim neyim var ki; beni yaratana (yoktan var edene) kulluk etmeyeyim? Oysa siz de yalnızca O’na döndürüleceksiniz.” Bu ifadedeki muazzam üslup, hakka davet eden kimsenin muhatabına nasıl zarif

36. HİDÂYET PUSULAMIZ: YÂSİN SÛRESİ

İhlas Mührü (21. Âyet)

O kutlu kişi, bu davetten sonra kendilerine gönderilen elçilerin durumuna dair ayrı bir açıklamada bulunarak gönüllerini hakka ısındırmanın derdiyle tarihi şu sözleri söylüyor: ﴿اتَّبِعُوا مَنْ لَا يَسْأَلُكُمْ أَجْرًا وَهُمْ مُهْتَدُونَ﴾ “Sizden hiçbir ücret istemeyen kimselere uyun, onlar hidayete erdirilmiş kimselerdir.” Hakka davet ederken en önemli “umde” (dayanak), şüphe yok ki samimiyettir, yani ihlastır. İhlas ile

36. HİDÂYET PUSULAMIZ: YÂSİN SÛRESİ

Hidâyet İçin Koşanlar (20. Âyet)

Artık toplum, bu haldeyken hakka ve hakikate yönlendiren kimselerin varlığı her toplumda ve asırda elzem olmuştur. Bu hakikatten olsa gerek ki bu hakikati üstlenen birini Allah Teâlâ, âyette bahse medar kılmış ve şöyle buyurmuştur: ﴿وَجَاءَ مِنْ أَقْصَى الْمَدِينَةِ رَجُلٌ يَسْعَى قَالَ يَا قَوْمِ اتَّبِعُوا الْمُرْسَلِينَ﴾ “Şehrin öbür ucundan bir adam koşarak geldi ve şöyle dedi:

Uncategorized

Dava Erlerinden Derin Cevaplar (19. Âyet)

Dava erleri, hangi tepkiyle karşılaşırsa karşılaşın her türlü açıdan batıla cevap vermenin hazırlığı içerisindedir. Buna dikkat çeken Allah Teâlâ, elçilerin akıl dolu ve dirayetli cevaplarını bize şu şekilde aktarmaktadır: ﴿قَالُوا طَائِرُكُمْ مَعَكُمْ أَئِنْ ذُكِّرْتُمْ بَلْ أَنْتُمْ قَوْمٌ مُسْرِفُونَ﴾ “Elçiler şöyle cevap verdiler: Sizin uğursuzluğunuz kendi beraberinizdedir. Size öğüt verildi diye mi (uğursuzluğa uğradınız)? Bilakis siz,

Uncategorized

Sarsılan Düzen ve Psikoloji (18. Âyet)

Allah Teâlâ, gönderilen elçilerdeki dirayetle beraber kâfirlerin sarsılan düzenine dikkat çekerek bizzat söyledikleri sözü aktarmış ve şöyle buyurmuştur: ﴿قَالُوا إِنَّا تَطَيَّرْنَا بِكُمْ لَئِنْ لَمْ تَنْتَهُوا لَنَرْجُمَنَّكُمْ وَلَيَمَسَّنَّكُمْ مِنَّا عَذَابٌ أَلِيمٌ﴾ “Dediler ki: Şüphesiz biz sizin yüzünüzden uğursuzluğa uğradık. Eğer vazgeçmezseniz, sizi mutlaka taşlayarak kovarız ve bizim tarafımızdan size elem dolu bir azap dokunur.” Kur’ân-ı Kerim’in

Scroll to Top