
O kutlu kişi, bu davetten sonra kendilerine gönderilen elçilerin durumuna dair ayrı bir açıklamada bulunarak gönüllerini hakka ısındırmanın derdiyle tarihi şu sözleri söylüyor:
﴿اتَّبِعُوا مَنْ لَا يَسْأَلُكُمْ أَجْرًا وَهُمْ مُهْتَدُونَ﴾
“Sizden hiçbir ücret istemeyen kimselere uyun, onlar hidayete erdirilmiş kimselerdir.”
Hakka davet ederken en önemli “umde” (dayanak), şüphe yok ki samimiyettir, yani ihlastır. İhlas ile yapılan az bir iş, çok kimsenin hidayetine vesile olacak iken; ihlasın olmadığı yerde ne kadar çalışılırsa çalışılsın o bereket kendisini toplum düzeyinde gösteremeyecektir. Bu açıdan bakıldığında, her şeyin parayla ölçüldüğü ve malın/menfaatin putlaştırıldığı bu dünyada ﴿اتَّبِعُوا مَنْ لَا يَسْأَلُكُمْ أَجْرًا﴾ “Sizden hiçbir ücret istemeyen kimselere uyun” diye bir mikyas (ölçü) belirlemek, şüphe yok ki insanı hakka celbedecek en büyük özelliktir. Zira samimiyetin ilk adımı, yaptığını sırf Allah için yapmak ve kullardan hiçbir dünyevi karşılık beklememektir.
İttibâ edilecek (uyulacak) olan kimselerde bulunması gereken diğer bir vasıf ise ﴿وَهُمْ مُهْتَدُونَ﴾ “onlar hidayete erdirilmiş kimselerdir” ifadesiyle beyan edilen, sarsılmaz bir “hidayet/istikamet” kavramıdır. Zira bu şahsiyetlerdeki diğer bir hayati unsur ise, hakka ters düşen hiçbir batıl inanç ve amelin bulunmamasıdır. Habib-i Neccâr’ın bahsettiği bu özellikler; Kur’ân-ı Kerim ve Sünnet-i Seniyye ekseninde insanları hakka çağıran her dava erinde mutlaka bulunması gereken hususiyetlerdir.
Ahiret yurdu asıl yaşanacak ebedi hayat olduğuna göre; bir kulun bu ebedi hayata dair o dosdoğru ilmi (sahih akideyi) alması onun asıl varlık sebebidir. Eğer inançtaki bu “sahihlik” esası göz ardı edilirse, küresel eşkıyanın oyuncağı olmamız kaçınılmaz olur. Bunun acı örneklerini yakın tarihte İslam coğrafyasındaki direniş cephelerinde yaşadık. Haklı ve sağlam bir davaya sahip olan sarsılmaz safların arasına, kökü dışarıda olan ve ifrat/tefrite sapan marjinal akımların itikadi fitnesi sokulunca, o koca ordular bir anda içten içe ikiye bölünmüş ve dağılmıştır. Dışarıdan yıkılamayan kaleler, inançtaki bu sapmalarla içeriden kuşatılmıştır.
Bu tip itikadi kırılmalar, sadece cepheyi değil tüm toplumu da tehlikeye düşürecek yıkıcı bir mahiyettedir. Zira şu anda küresel sömürü odaklarının en çok arzuladığı kargaşa malzemesi, Müslümanların dini duygularının istismar edilmesi ve kendi içlerinde inanç tartışmalarına boğulmasıdır. Zira bu durumda toplum arasında suni bir kin peyda olacak ve Müslümanlar o zalimlere karşı asla tek yürek olup kenetlenemeyecektir.
Bu yüzden bu âyetle amel etmek istiyorsak; yaptığımız her işte, ibadette ve davette bereketin meydana gelmesi için; zihnimizde karşılık olarak makam, mevki veya alkış değil, sadece İslam’ın ilerlemesini ve Allah Teâlâ’nın rızasını canlandırmamız gerekmektedir. Zira ihlas, ameli var eden, onu semalara yükselten ve kıyamete kadar ayakta tutan yegâne unsurdur.
