
O yiğit dava erinin cennet kapılarından içeri girdiği muazzam ahiret sahnesinin ardından, Yâsin Sûresi bizi yeniden dünya sahnesine indiriyor. Peki, o asil insana kıyan nankör kavme ne oldu? İlahi kelam, onların uğradığı dehşetli mahrumiyeti tek bir cümleyle özetliyor:
“Kendisinden sonra kavmi üzerine gökten hiçbir ordu indirmedik. İndirecek de değildik.”
İslam âlimlerinin Habib-i Neccâr olduğunu belirttiği o yüce insan şehit edildiğinde, Allah Teâlâ onları helak etmek için özel bir azap birliği, bir melek ordusu göndermeye tenezzül bile etmedi. Onları tamamen “yok saydı.” Tek bir meleğin, Cebrail aleyhisselamın korkunç çığlığı (Sayha), o kaba ve kibirli topluluğu bir anda yeryüzünden silmeye yetti.
Bu sarsıcı ayetin satır aralarında muazzam tefekkür incelikleri gizlidir:
Muhatap Alınmamak: Allah’ın o zalimleri cezalandırmak için bile bir ordu indirmemesi, onları tamamen gözden çıkardığını ve muhatap dahi almadığını gösterir.
Aşağılanma ve Acizlik: Onları yok etmek için bir ordu toplamaya gerek bile yoktu. Gökten inecek asil ve büyük bir helak biçimine dahi layık görülmediler; zillet içinde, bir çığlıkla yok olup gittiler.
Ezelî Hüküm: “İndirecek de değildik” ifadesi, onların bu zelil sonu daha dünyadayken hür iradeleriyle hak edeceklerinin ezelî ilahi planda zaten bilindiğini gösterir.
İşte dünya hayatı, Allah’ın ezelden bildiği fiillerimizi, yarın ahirette itiraz edemeyelim diye bize ve irademize bizzat şahitlendirme yeridir.
Kur’an-ı Kerim, bu ayette bize “gönderilmeyen ordular” üzerinden sarsıcı bir ders veriyor: Hakikatin, imanın ve rehberlerin kıymetinin bilinmediği yerde, ilahi mahrumiyet kaçınılmazdır.
Aziz dostlar, bu nankör kavmin uğradığı ilahi azabın edebi ve fıkhi gizemlerinin, Yâsin Sûresi’nin satır aralarında saklanan daha nice sırrının çok daha derinlemesine analizini; yakında çıkacak olan “Hidayet Pusulası: Yâsin Sûresi” isimli kitabımızda bulabilirsiniz.
