
Allah Teâlâ, o nankör kavme gelen azaba dair ayrıntıyı sadece tek bir kelimeyle özetleyerek şöyle buyurmaktadır: “[Azap] sadece korkunç bir tek ses oldu; bir anda sönüp gittiler.” Ayetteki bu sesin özel bir azap maksadıyla geldiği dahi ismen zikredilmeyerek sadece korkunç bir sayhanın varlığından bahsedilmiştir. Çünkü o yiğit dava erinin şefkatli davetine zulümle karşılık veren bu güruh, uzun uzadıya bir azap ordusuna gerek kalmadan, tek bir ilahi çığlıkla doğrudan yok edilmiştir.
Bu durum, aslında insani ilişkilerde de sıklıkla karşımıza çıkan bir psikolojinin ilahi katlandırmasıdır. Birisi diğerine ısrarla bir hakikati anlatmaya çalışıp da karşı taraf inatla taşkınlık yapınca, en sonunda sabrı taşan kişi aniden sesini yükselterek yapılması gerekeni o ürkütücü sesle yaptırır. Burada da elçilere tabi olmak gerektiğini beyan eden o dava eri şehit edilince, kavim ilahî bir çığlıkla hakikatin farkına varmış ancak iş işten geçtiği için bu uyanış bir işe yaramamıştır.
İşte tam bu noktada, samimi dava erlerinin tebliğ yaparken zaman zaman neden seslerini yükseltip sarsıcı bir üslup takındıkları daha iyi anlaşılmaktadır. Hakikat namına büyük tehlikeyi net olarak gören bir mümin, uçuruma giden insanları kurtuluş şuuruna yönlendirmek için gece gündüz çabalar. Sözleri itibara alınmadığında ise yaklaşan felaketin dehşetini göstermek adına yürekten kopan bir feryatla insanları hakikate çağırır ki bu çırpınışlar, toplumun başına inebilecek ilahi bir azabın önüne geçen muazzam bir merhamettir.
O ilahî ses öyle büyük bir şiddete sahipti ki kavmin hepsi bir anda sönmüş birer kül yığınına dönüp yok olmuştu. Ayette geçen “hamidûn” kelimesi, alev alev yanan bir ateşin üzerine su döküldüğünde aniden “cız” edip kararması ve sönmesi manasını taşımaktadır. Peygamberlere karşı alay ateşiyle yanan bu inatçı kavim de haddi aştığı için, Cebrail’in kahredici çığlığıyla yeryüzünden silinebilecekleri en hızlı ve en zelil şekilde söndürülmüştür.
Zira Allah Teâlâ, yaratırken olduğu gibi yok ederken de sonsuz bir kudretin sahibidir. O’nun bir şeyi var etmesi veya ortadan kaldırması için uzun uzadıya sebeplere ihtiyacı yoktur. Sadece “Ol” veya “Öl” demesi, her şeyin kaderini tayin etmeye yetecek kadar mutlak bir gücü temsil eder.
Bu ayetle amel etmek istiyorsak, yeryüzünde sadece yaratılanlardan değil, ilahî gazapla yok olan ve sönüp giden kavimlerden de ibret almamız gerekir. İnsan dünya hayatında bir şeye ulaşmayı çok istediğinde hırsla çalışırken, asıl maksadından ve kulluk şuurundan kolayca uzaklaşabilir. Bu gaflet hali de kişinin ebedi hedeften sapmasına, Allah Teâlâ’nın rızasından mahrum kalmasına ve nihayetinde o helak olan kavimler gibi bir anda sönüp gitmesine sebep
