
Allah Teâlâ, dalâlet haritasının son safhasına geldiğimiz bu âyetten sonra dalâletin dünyadaki küllî kaidesinden bahsederek şöyle buyurmuştur:
﴿وَسَوَاءٌ عَلَيْهِمْ أَأَنْذَرْتَهُمْ أَمْ لَمْ تُنْذِرْهُمْ لَا يُؤْمِنُونَ﴾
“(Bu aşamadan sonra) Onları uyarsan da, uyarmasan da onlar için birdir, artık onlar iman etmezler”
Artık senin tebliğin ve müjdelemen bir tarafa; uyarman ve azaba dair korkutman dahi onlar için bir işe yaramaz. Onlar artık iman etmezler. Allah Teâlâ, Hz. Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) uyarmayı terk etmesi gibi bir durumun asla söz konusu olmamasına rağmen âyette ﴿أَمْ لَمْ تُنْذِرْهُمْ﴾ “uyarmasan da” ifadesini getirmiştir. Bunun arka planında, o inkârcıların ne derece derin ve geri dönülmez bir dalâlet batağında olduklarının tüm gerçekliğiyle beyân edilmesi vardır.
Buraya kadar Allah Teâlâ, kâfirlerin günah ve şirk aşamalarından geçerek bir kalbin nasıl mühürlendiğini aşama aşama anlatmıştır. Günahlar, insana vurulan kelepçe gibidir; hareket kabiliyetini kısmen kısıtlasa da yine belli bir miktar hareket (tövbe) mümkündür. Ardından günahta inat ve ısrar edildiğinde o kelepçe çeneye kadar uzamakta; insanın doğru işler yapmaktaki hareket kabiliyetini daha da sınırlayarak salih amele tamamen engel olmaktadır. Bu süreç o dereceye varabilmektedir ki, artık insanın boynu kibirle hep yukarıya kalkmış olup, insanın ne yaptığını, kimi ezdiğini göremez bir hâle gelmesine sebep olmuştur.
Yine doğru yola yönelme kabiliyeti (fıtrat) mümkün iken; işlenen günahlar ve yapılan zulümler devam ettikçe, önce insanın ahireti görmesine engel olan setler çekilir. Ardından işlenen günahlar, insanın nereden geldiğine ve neler yaptığına bakıp ibret almasına engel olur. Sonuç itibarıyla da her tarafını günah kuşattığı için Allah Teâlâ onların kalbini mühürlemiş; onları, cehenneme sevk edilecek mühürlü bir zarf misali dünyadaki kendi karanlıklarına terk etmiştir. Artık onların hür iradeleriyle iman etmeleri beklenemez.
Dünya hayatında da bir zarf mühürlendiğinde gideceği yer bellidir ve o adres dışında açılması kural gereği mümkün değildir. İşte bunun gibi onların kalpleri de mühürlenmiş olup; sadece ahirette, cehennem azabını gördüklerinde o kalp tasdik makamına geçecek (iman edecek) lakin vakit geçtiği için bu mecburi iman artık hiçbir işe yaramayacaktır. Artık o mühürlü kalbin adresi bellidir: ﴿وَسَوَاءٌ عَلَيْهِمْ أَأَنْذَرْتَهُمْ أَمْ لَمْ تُنْذِرْهُمْ لَا يُؤْمِنُونَ﴾ “(Bu aşamadan sonra) onları uyarsan da, uyarmasan da onlar için birdir, artık onlar iman etmezler.”
Ezcümle bu âyetlerden yola çıkarak, kalplerin mühürlenmesinin aşamalarını şu şekilde sıralayabiliriz:
1- Günah kelepçesinin vurulması.
2- Kelepçenin (günahın) kalbi ve zihni karartması.
3- Günahtan ve kibirden dolayı önünü göremez hâle gelmek.
4- Gözü kör eden dünya hırsıyla ahiretten gafil olma.
5- Nereden geldiğimizi ve asıl benliğimizi (kulluğumuzu) unutma.
6- Günahın her zerreyi sarması sonucu kalbin tamamen mühürlenmesi.
7- Farkında olunmasa da cehennemdeki o dehşetli yerin safha safha beklenmesi.
Bu âyetle amel etmek istiyorsak, dalâletin bu küllî kaidesine karşı bizim manevi olarak hangi konumda, hangi aşamada olduğumuzu sıkı sıkıya kontrol etmemiz gerekmektedir. Kalbimize o ilk günah kelepçesinin vurulmasına fırsat vermeden, her daim ciddi bir nefis muhasebesiyle meşgul olmamız elzemdir.
