
Allah Teâlâ, dalâletin haritasını bize aktarırken; onların bu psikolojide olmalarının hem sebebini hem de sonucunu açıklayarak şöyle buyurmuştur:
﴾وَجَعَلْنَا مِنْ بَيْنِ أَيْدِيهِمْ سَدًّا وَمِنْ خَلْفِهِمْ سَدًّا فَأَغْشَيْنَاهُمْ فَهُمْ لَا يُبْصِرُونَ﴿
“Hem önlerinden bir sed, arkalarından bir sed çekmişiz, kendilerini sarmışızdır. Artık onlar görmezler”
Kalpler mühürlenince hiçbir ilaç o mührün çözümü olamaz. Onların hayatlarında manevî duvarlar vardır. Hem önlerinden hem de arkalarından birer set çekilmiş olup artık onların göremedikleri ifade edilmiştir.
Önlerinden set çekilmiştir ki; artık onlar gerçek geleceğe (ahirete) dair bir planlama yapamazlar. Müslümanlar ahiret odaklı bir yaşamın planını yapıp cennetle müşerref olmanın derdi ile hemhâl olurken; kâfirlerin ise dünya hayatındaki kısır planlamalarla uğraşmaktan ahireti düşünecek zamanları kalmamaktadır. Bir nevi onların önündeki set, dünya hayatına dair yaptıkları sonu gelmez planlardır. Kendilerini o kadar kaptırmışlardır ki ahireti görecek bir hâlleri kalmamıştır. Bu set, bazen ev, araba ve dünyalık menfaat gibi şahsi çıkarlardan oluşabildiği gibi; bazen de Siyonizm ve küresel emperyalizm gibi şer odaklarının, insanlığı yeniden ifsat ve esir alma hırsı gibi kitlesel bir boyut da kazanabilmektedir. Ortak nokta ise; dünyalık çıkar ve beklentilerin, ahireti düşünmeye engel bir set olarak önlerinde durmasıdır.
Bunun yanında onların arkalarından da bir set çekilmiştir ki; böylelikle nereden geldiklerini ve geçmişi doğru okuyup anlayamazlar. Yenilgileri ve zaferleri, onların asıl dünyaya geliş şeklini ve amacını görmelerine engel olmaktadır. Bu durum da yine ırkçılık, kan davası gibi şahsi kinlerden beslenebileceği gibi; Siyonizm ve küreselcilerin medeniyetimize karşı taşıdıkları tarihsel kin ve hezimetlerinin intikamını almak gibi kitlesel bir boyut da kazanabilmektedir. Ortak nokta ise; dünyaya dayalı geçmişten ibret almak yerine, kibre kapılıp haddi aşarak ya insanlığı tekrar köle edinmeye ya da intikam ve dünyalık peşinde ömür tüketmeye odaklanmalarıdır.
İşte bu durumdan dolayı olsa gerek ki; Allah Teâlâ, asıl maksadı görmeye engel olan bu cismi, ﴿سَدًّا﴾ “herhangi bir set” şeklinde nekra (belirsiz) olarak getirmiştir. Geçmiş âyetteki kelepçelerde olduğu gibi bu setlerin yüksekliği veya kalınlığının da kişinin dünyaya dalma derecesine göre değişmekte olması, yine bu ifadenin nekra (belirsiz) olarak getirilmesinin bir hikmeti olabilir.
Bu iki durum (dünyaya dalmak ve geçmişten ibret almamak), sadece kâfirler için değil; Müslümanlar için de tehlike arz eden bir durumdur. Bir mümin de bazen dünyaya fazlaca dalıp ahirete odaklanmakta sorunlar yaşayabilir; hatta ahireti unutma gafletine düşebilir. Bundan dolayı olsa gerek ki Allah Teâlâ, ﴿فَأَغْشَيْنَاهُمْ﴾ “kendilerini sarmışızdır” ifadesini getirerek, bahse konu olan azılı kâfirlerin artık geri dönülemez bir hâlde olduklarına dikkat çekmektedir. Artık onların hem maddî âlemde hem de mânâ planında kaçacakları bir yer yoktur. Zira onların kalpleri mühürlenmiş olup, tüm hayatları Allah Teâlâ’nın belirlediği cehennem yolunda daha ileri gitme odaklı olacaktır ki, İslami literatürde buna “istidrâc” denmektedir. Kâfirin zulmündeki artış, aslında Allah Teâlâ tarafından onlara verilen bir mühlet olup; daha fazla zulmederek kendilerine özel hazırlanan o çetin azabı tam manasıyla hak etmeleri için önlerinin açılmasıdır.
Durum bu iken ﴿فَهُمْ لَا يُبْصِرُونَ﴾ “Artık onlar görmezler”. O derece dünyalıkla meşgul olmuş, o derece yapacakları cürümlere ve zulme odaklanmışlardır ki; onlar hakkın ne olduğunu veya nereye doğru adım attıklarını göremezler. Allah Teâlâ, “Artık onlar görmezler” ifadesini bir önceki âyette bulunan çenelerine kadarki kelepçelerden hemen sonra değil; her tarafları bütünüyle sarıldıktan ﴿فَأَغْشَيْنَاهُمْ﴾ “kendilerini sarmışızdır” sonra getirmiştir. Bu muazzam üslup bize, kuşatılma tamamlanmadığı müddetçe “geri dönüşün/tövbenin” olabileceği mesajını vermektedir. Allah Teâlâ, onlara hakka yönelmeleri için sayısız imkân vermiş; ama onlar inatla ve defalarca inkâr ettiklerinden dolayı son adımda mühürlenmişler ve ilahî adaletin tecellisi olarak cehennemi hak etmişlerdir.
Görüldüğü üzere âyetler hakkıyla tefekkür edildiğinde; insanın manevi anatomisi gözlerde canlanmakta ve adeta kalbin mühürlenmesinin aşamaları insanlığın eline bir harita gibi verilmektedir. Bizleri bu mânâlara ulaştıran ve bu idraki nasip eden Rabbimize her ne kadar aciz kalsak da, kanımızın son damlasına kadar hamd makamındayız…
Bu âyetle amel etmek istiyorsak, dalâletin gidişatını ve psikolojisini çok iyi anlamamız gerekmektedir. Öncelikle kibri, daha sonra ise bizi ahiret odaklı bir yaşamdan alıkoyacak olan dünyevi meşgaleleri ve boş kuruntuları terk etmenin derdiyle hemhâl olmamız gerekmektedir.
