Dalâletin Karanlığı (24. Âyet)

Halkını Allah Teâlâ’ya davet eden kutlu şahıs, bu soruların cevabını yine kendi üzerinden cevaplayarak kavmini düşünmeye davet etmeye başlayarak şöyle diyor:

﴿إِنِّي إِذًا لَفِي ضَلَالٍ مُبِينٍ﴾

“O takdirde ben mutlaka açık bir sapıklık içinde olurum.”

Şüphe yok ki; ben daha önce dedikleriniz gibi sahte bir inanca (şirke) sahip olursam, akıllı olan herhangi bir varlık benim doğru davranıştan ve sağlam düşünceden büsbütün saptığımın farkına varır. Bende insan fıtratına ve yaratılışa ters bir durumun bulunduğunu kolaylıkla görür. Dalâlette (sapıklıkta) olmak demek; bir yolda giderken doğru rotayı şaşırmak ve gidilmesi gereken mutlak hedefi kaybetmek demektir.

Allah Teâlâ, insanın yoldan çıkmaması için iki ana rehber/çizgi indirmiştir. Bunlardan birisi, Kitap ve Sünnet’te geçen “naslar” iken; diğeri ise bizatihi insanın kalbine yerleştirdiği o temiz “fıtrat”tır. İşte bu esas ve kaidelere göre; tek olan Allah’tan başka bir dine, inanca, düşünceye ve beşerî ideolojiye bağlanmak, insan fıtratının ve aklının kabullenebileceği bir davranış değildir. Bu hâl (şirk ve dalâlet) bir insanda vuku buldu mu artık savrulmanın sonu olmaz; kişinin inancı yozlaştığı gibi insana ait ne kadar haysiyet, namus, mukaddesat ve değer varsa hepsi yok olmaya mahkûm demektir.

Bu âyetle amel etmek istiyorsak; küresel şer odaklarının saldırılarına karşı, bizi ayakta tutan iki ana kaidemiz olan “İslam (vahiy)” ve “fıtrat” sisteminden zerre kadar ayrılmamamız gerekmektedir. Zira bunların birinden koptuğumuzda, küresel sömürü düzeninin esiri, hatta oyuncağı hâline gelmişiz demektir.

Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Scroll to Top