
Bu davanın yolunda giderken her ne kadar böyle bir duruma hazırlıklı olsak da hakikatler son derece açık iken iman etmemelerine şaşıracağımızdan olsa gerek ki Allah Teâlâ, bu durumun arka planındaki sebebi şu âyetle açıklamaktadır:
﴾إِنَّا جَعَلْنَا فِي أَعْنَاقِهِمْ أَغْلَالًا فَهِيَ إِلَى الْأَذْقَانِ فَهُمْ مُقْمَحُونَ﴿
“Çünkü biz onların boyunlarına kelepçeler geçirmişiz. O kelepçeler, çenelerine kadar dayanmıştır ve kafaları yukarıya kalkık durumdadır”
Allah Teâlâ, bu âyette boyunlarına kelepçe takılmasını ve bu kelepçelerin boyna kadar uzanmasını farklı cümlelerde ifade etmiştir. Zira boyunlarında birtakım kelepçelerin var olduğu ﴿إِنَّا جَعَلْنَا فِي أَعْنَاقِهِمْ أَغْلَالًا﴾ “Çünkü biz onların boyunlarına kelepçeler geçirmişiz” ifadesiyle aktarılırken; bu kelepçelerin çeneye kadar oluşu ise ﴾فَهِيَ إِلَى الْأَذْقَانِ﴿ “O kelepçeler, çenelerine kadar dayanmıştır” şeklinde ayrı bir cümleyle beyân edilmiştir.
Dolayısıyla bu üsluptan da anlaşılmaktadır ki; kelepçenin bulunması ayrı bir durumken, kelepçelerin boyna kadar olması daha farklı bir durumu ifade etmektedir. Şöyle ki; boyna vurulan kelepçe, ebedi cehenneme çeken bir zinciri andırmaktadır. Sanki kâfir olan birisi, her saniye cehenneme biraz daha çekilmekte ve yaklaşmaktadır.
Bunun yanında bu üsluptan anlaşılabilen diğer bir mânâ da şudur: Vurulan kelepçelerin büyüklüğü de kendi içinde farklılık arz etmektedir. Zira kimisinin kelepçesi sadece boğaz kısmındayken; kimisinin kelepçesi ise boğazdan çeneye kadar büyüyecek şekilde farklılık gösterir. Dünya hayatında kâfirler, birbirinden farklı ahlaka ve kibre sahiptir. Bunun sonucunda da boyunlarındaki kelepçenin genişliği değişiklik göstermektedir. Azılı bir kâfirdeki kelepçenin durumu ile kendi hâlinde olan bir kâfirdeki kelepçenin durumu birbirinden farklıdır.
Bundan dolayı olsa gerek ki Allah Teâlâ, ﴿إِلَى الْأَذْقَانِ﴾ “çenelerine kadar” diye buyurarak bu kelepçenin farklı büyüklükte olduğu ve en son aşamada çeneye kadar uzandığı anlaşılabilmektedir. Azılı olan birinin kibri daha köklü olacağından boynuna vurulan kelepçe de daha geniş olacak ve değil kafasını çenesini dahi hareket ettirecek mecali kalmayacaktır. Zira azılı kâfirin kalbi mühürlendiyse ağzını kelime-i şehadet için hareket ettirme imkânı da bulunmayacaktadır. Bundan dolayıdır ki çenelere kadar prangalar bulunmaktadır.
Ayrıca bu âyet, kıyamete kadar gelecek olan tüm insanoğluna iki önemli gerçeğin uyarısını vermektedir. Bunlardan birincisi, inkârcıların iman etmemesinin arka planında yatan o hastalıklı psikolojidir. Allah Teâlâ bu durumu, boyunlarına vurulan kelepçeler sebebiyle kafalarını indirememeleri şeklinde beyan buyurmuştur. Zira bir kişi kibirlenince burnunu havaya kaldırır, kibirlendiği kişiye bakmaya tenezzül dahi etmez. Kâfirler de iman edenlere küçük görürler. Onlar, bu durumu kendi hür iradeleriyle yaptıkları bir üstünlük tavrı zannederler; hâlbuki Allah Teâlâ, onların bu kibirlerinden dolayı kalplerini mühürleyip boyunlarına prangalar takarak hakikate hiç bakamayacakları kör bir hâle getirildiğini ifade etmiştir.
Bugün dünyayı kasıp kavuran Siyonist zihniyetin ve küresel sömürü odaklarının inanışı da tam olarak bu minvalde değerlendirilmelidir. Zira kendilerini diğer insanlardan üstün, adeta “Seçilmiş Irk” olarak gören ve kendileri dışındaki tüm insanlığı (ötekileri) kendilerine hizmet etmekle mükellef basit varlıklar olarak kabul eden bu muharref (bozulmuş) inanç, insanlık tarihindeki en büyük kibre imza atmıştır. Hakikati kendi hevalarına göre eğip büken bu zihniyet, insanları ilahî değerleri üzerinden değil, kendi menfaatleri üzerinden değerlendirmektedir. Bunun yanında diğer bir husus da şudur ki; inkârcıların dünyadaki bu körleşmiş hâlleri, ahirette cehenneme sürüklenişlerini andıran bir mahiyete sahiptir. Sanki hakka ittiba etmemeleri hasebiyle cehenneme gidişleri henüz dünyadayken başlamış görüntüsü vermektedir.
Bu ürpertici sahne göstermektedir ki; Batı’nın ve emperyalist güçlerin İslam coğrafyasını ve mazlum milletleri küçük görmesi, onların kibirleri sebebiyle kalplerinin mühürlenmesinin açık bir tezahürüdür. Bu yüzden Afrika’da sömürmedikleri bir ülke, çiğnemedikleri bir değer kalmamıştır. Bu kibrin esiri olan Batı, zayıf gördüğünü sömürmeyi kendisinde bir hak olarak görmüştür. İnsan, kafasını yukarıya doğru kaldırdığında nereye bastığını bilemeyeceği için normalde daha temkinli ilerlemeye çalışır. Lakin kâfirler, boyunlarına vurulan kementlerle kafaları kibirle yukarıya dönük olmasına rağmen, dünyada hırsla ve hızla yürümeye çalışırlar. Dolayısıyla onlar, artık yeryüzünde ne büyük tahribatlar yaptıklarına ve kimleri ezip geçtiklerine dönüp bakamazlar. Bu yüzden olsa gerek ki Allah Teâlâ, bu kör edici kibri ﴿فَهُمْ مُقْمَحُونَ﴾ “kafaları yukarıya kalkık durumdadır” diye buyurarak resmetmiştir.
Bu âyetle amel etmek istiyorsak, kâfirlerin, zalimlerin ve sömürgecilerin bu haksız kibrine karşı izzeti en ileri düzeyde kuşanmamız gerekmektedir. Bir an evvel gafletten silkelenip, ilimle, irfanla ve amelle İslam’ın o eşsiz izzetini her yerde anlatmalı ve kendi hayatımızda yaşatmalıyız.
