36. HİDÂYET PUSULAMIZ: YÂSİN SÛRESİ

Amelde İbret Almak (31. Âyet)

Allah Teâlâ bu ayette, nankör bir toplumun çöküşünün arkasında yatan sosyolojik ve tarihi nedenleri sarsıcı bir soruyla dikkatimize sunmaktadır. İlahi kelamdan süzülen bu evrensel kuralları dikkate alan her medeniyet maddi planda yükselişe geçerken, bunlardan gafil olan toplumlar ise tarih sahnesinden silinmeye mahkûmdur. Ayetin ilk basamağında yer alan “Görmediler mi?” sorusu, tarihten ibret almanın ve toplumsal […]

36. HİDÂYET PUSULAMIZ: YÂSİN SÛRESİ

Hüsrana Sesleniş (30. Âyet)

Azabın bu derece ani ve dehşetli gelmesi, onların içinde bulunduğu derin hüsranın bir göstergesi olduğundan Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: “Yazık o kullara! Kendilerine bir peygamber gelmezdi ki, onunla alay ediyor olmasınlar.” Bu âyetteki “Yazık” ifadesini belağat açısından tahlil ettiğimizde, hüsran hâlinin adeta bir yerde hazır beklediğini ve o azgınlık gerçekleşmeden yerinden ayrılmadığını görürüz. Hüsranın asıl

36. HİDÂYET PUSULAMIZ: YÂSİN SÛRESİ

“Yeter Artık!” Dercesine Bir Azap (29. Âyet)

Allah Teâlâ, o nankör kavme gelen azaba dair ayrıntıyı sadece tek bir kelimeyle özetleyerek şöyle buyurmaktadır: “[Azap] sadece korkunç bir tek ses oldu; bir anda sönüp gittiler.” Ayetteki bu sesin özel bir azap maksadıyla geldiği dahi ismen zikredilmeyerek sadece korkunç bir sayhanın varlığından bahsedilmiştir. Çünkü o yiğit dava erinin şefkatli davetine zulümle karşılık veren bu

36. HİDÂYET PUSULAMIZ: YÂSİN SÛRESİ

Zilletin En Alt Mertebesi: Yok Sayılmanın Dehşeti (Yâsin Sûresi 28. Âyet)

O yiğit dava erinin cennet kapılarından içeri girdiği muazzam ahiret sahnesinin ardından, Yâsin Sûresi bizi yeniden dünya sahnesine indiriyor. Peki, o asil insana kıyan nankör kavme ne oldu? İlahi kelam, onların uğradığı dehşetli mahrumiyeti tek bir cümleyle özetliyor: “Kendisinden sonra kavmi üzerine gökten hiçbir ordu indirmedik. İndirecek de değildik.” İslam âlimlerinin Habib-i Neccâr olduğunu belirttiği

36. HİDÂYET PUSULAMIZ: YÂSİN SÛRESİ

Yüreklere Dokunan Söz: Cennette Bile Dinmeyen Merhamet (Yâsin Sûresi 26-27)

Düşünün… Bir davanın peşindesiniz. İnsanları iyiliğe, hakikate çağırıyorsunuz. Karşılığında ise size nefretle, öfkeyle bakıyorlar ve en sonunda canınıza kastediyorlar. Dünya sahnesi sizin için en acı, en kanlı şekilde kapanıyor. Peki, tam o anda, ruhunuz bedenden ayrılıp cennet kapıları önünüze açıldığında ne hissedersiniz? Size zulmedenlere karşı içinizde bir öfke, bir intikam arzusu uyanır mı? Yoksa bambaşka

36. HİDÂYET PUSULAMIZ: YÂSİN SÛRESİ

Hakikatin İlanı ve Tebliğ Fıkhı (25. Âyet)

Halkını hakka davet eden o dertli şahıs; bu derece ince bir düşünce, sarsılmaz bir dirayet, ileri bir fedakârlık ve şefkatli bir anlatımdan sonra hâlâ inanmayanların silkeleneceği bir tarzda nihai hakikati ilan ederek şöyle haykırmıştır: ﴿إِنِّي آَمَنْتُ بِرَبِّكُمْ فَاسْمَعُونِ﴾ “Şüphesiz ben sizin Rabbinize inandım. Artık beni duyun (bana kulak verin)!” Benim iman ettiğim ilah sadece benim

36. HİDÂYET PUSULAMIZ: YÂSİN SÛRESİ, Uncategorized

Dalâletin Karanlığı (24. Âyet)

Halkını Allah Teâlâ’ya davet eden kutlu şahıs, bu soruların cevabını yine kendi üzerinden cevaplayarak kavmini düşünmeye davet etmeye başlayarak şöyle diyor: ﴿إِنِّي إِذًا لَفِي ضَلَالٍ مُبِينٍ﴾ “O takdirde ben mutlaka açık bir sapıklık içinde olurum.” Şüphe yok ki; ben daha önce dedikleriniz gibi sahte bir inanca (şirke) sahip olursam, akıllı olan herhangi bir varlık benim

36. HİDÂYET PUSULAMIZ: YÂSİN SÛRESİ

Neyden Korunuyoruz? (23. Âyet)

Bu kutlu şahıs, aynı tarz konuşmalara devam ederek ve karşısındaki kimselerin içinde bulunduğu hale odaklayarak şöyle söylemektedir: ﴿أَأَتَّخِذُ مِنْ دُونِهِ آَلِهَةً إِنْ يُرِدْنِ الرَّحْمَنُ بِضُرٍّ لَا تُغْنِ عَنِّي شَفَاعَتُهُمْ شَيْئًا وَلَا يُنْقِذُونِ﴾ “O’nu bırakıp da başka ilâhlar mı edineyim? Eğer Rahmân bana bir zarar vermek istese, onların şefaati bana hiçbir fayda sağlamaz ve beni kurtaramazlar.”

36. HİDÂYET PUSULAMIZ: YÂSİN SÛRESİ

Fıtrata Nakşedilen Hakikat: İbadet (22. Âyet)

Varlığının sebebi olan bu iletilere dikkat çeken o kişi, ibadetin fıtrata nakşedilen bir hakikat olduğunu şu âyetle anlatmaktadır: ﴿وَمَا لِيَ لَا أَعْبُدُ الَّذِي فَطَرَنِي وَإِلَيْهِ تُرْجَعُونَ﴾ “Hem benim neyim var ki; beni yaratana (yoktan var edene) kulluk etmeyeyim? Oysa siz de yalnızca O’na döndürüleceksiniz.” Bu ifadedeki muazzam üslup, hakka davet eden kimsenin muhatabına nasıl zarif

36. HİDÂYET PUSULAMIZ: YÂSİN SÛRESİ

İhlas Mührü (21. Âyet)

O kutlu kişi, bu davetten sonra kendilerine gönderilen elçilerin durumuna dair ayrı bir açıklamada bulunarak gönüllerini hakka ısındırmanın derdiyle tarihi şu sözleri söylüyor: ﴿اتَّبِعُوا مَنْ لَا يَسْأَلُكُمْ أَجْرًا وَهُمْ مُهْتَدُونَ﴾ “Sizden hiçbir ücret istemeyen kimselere uyun, onlar hidayete erdirilmiş kimselerdir.” Hakka davet ederken en önemli “umde” (dayanak), şüphe yok ki samimiyettir, yani ihlastır. İhlas ile

Scroll to Top